ANADOLU KİLİMİ EMİRDAĞ
Çarşamba, 25 Ocak 2012
Adnan DURMAZ (Yazar-Åžair-Ressam)
Gede baban başlığımı yatırsın
Gara gözlü mallarını batırsın
Uçan guÅŸlarınan selam gönderdim
Ben ölüyom canıma can getirsin
EmirdaÄŸ Türküsü
Yukarda sanki anamın başındaki ak keteni, ak pak bulutlar, yukarda aleyçiÄŸin içinde kesme tenekedeki süt gibi bulutlar… Gök masmavi… hıdırellez sonrası… ZeyneboÄŸlu’nun Fakı’yınan EmirdaÄŸ’dan çıkıp, ekinlerin arasından Kılıçlı-Kavlaklı’ya doÄŸru yöneldik. Çevreden ana baba çiçekleri, kangallar, yavruaÄŸzı, gelincik, pohur, kır kekiÄŸi ve daha nice ot, çiçek koÅŸalaÅŸa koÅŸalaÅŸa öyle bir kokuyordu ki, tarifi olanaksız… Buraların çok da uzun sürmeyen baharı coÅŸmuÅŸtu iÅŸte. Biz bu hazzı alırkana, bir yandan da Fakı’nın türkülerini dinliyorduk; gâh arabanın teybinde, gâh kendi sesinden. Neyse uzatmayalım, vara vara vardık, Sarıkavak Köyü’ne. Sarıkavak Köyü’nde ÅŸimdi adını anımsamadığım bir adamın evine konuk olduk. O abimiz de, taa Amerika’ya kadar gitmiÅŸ yıllarca hapiste yatmış; başından geçmedik iÅŸ kalmamış birisiydi. Anlattıkları beÅŸ ömre sığar bir romandı adeta. Haliyle saz da çalıyordu. Durum böyle olunca da, Fakı’yınan, sazlarına düzen verip türkü koÅŸalaÅŸtırdılar. Biz geçen her deme ,”hey gidi günler hey !” deriz ya, gidi deÄŸil, güzel bir gündü vesselam. Sarıkavak Köyü zamanın birinde, EmirdaÄŸ’dan alınıp, Çifteler’e baÄŸlanmış. Bizi konuk eden abimiz orada bir laf etti; bende o kaldı. “Ben EmirdaÄŸlıyım”dedi, “Niye?” falan dedik, EmirdaÄŸ tek kök; böyle yerler azdır. Ben de o köke baÄŸlıyım” , dedi.,Bu durumda diyecek söz, “İnsanoÄŸlu ayrık köküne benzer, hepisi de birbirine ulalı “,anlamındaki atalarımıza ait sözdür. Hâsılı, kurcalarsak hepimiz hısım akrabayız.
Baharleyin nasıl birbirine yakışır onca çiçek bizim buralarda. EmirdaÄŸ yaylalarının her birinin kendine özgü çiçekleri ve kokuları vardır. Tekne Çukuru baÅŸka bir desen ve renk ahengindedir, Zibetli’nin çiçekleri baÅŸka bir türkünün nakışlanmış halidir; Emir baba gürül gürül çiçeÄŸe durdu mu, düÄŸünde toplaÅŸmış kızların bir aradaki ÅŸenliklerine benzer: renk ahenk… Bu engin, daÄŸ ova,dere tepe demeden uzanan kilimin üzerinde dedelerimiz,onların dedeleri ve daha da eskileri yaÅŸadı.Onların ellerinin izi vardır her karış toprağında.Her koyaktan,onların türküleri,kaval sesleri ,ağıtları gelir…
HepiciÄŸimiz akrabayız, kurcalarsak mutlaka bir ucumuz baÄŸlanır birbirine. Sanki EmirdaÄŸ kiliminin üzerinde uzanan birer kök boyalı yün ip gibidir soylarımız. Bizim en güzel yanımız bu kimliÄŸimizdir.
Sahil insanlarının her yıl kendiliÄŸinden ekilmiÅŸ tarlaları var;adı: deniz. Deniz sonsuz bir bereket kaynağıdır.Deniz kıyılarına yerleÅŸen kavimler,oralara özgü tarımı da yapar,deniz ürünlerinden de her biçimde yararlanır.Kendilerinden önce oralarda yaÅŸayan kavimler gibi,oralara devesini ıhtıran insanımızın bir bölüÄŸü de , obalarını kurup yerleÅŸtikten gayri,ticareti iÅŸ edinmekte gecikmemiÅŸlerdir.Hep baÅŸka yerlerden gelen gemilere bir ÅŸeyler satmış,onlardan bir ÅŸeyler almışlardır. Ticaret yaÅŸama biçimleri olmuÅŸtur ..
Bizim buralara gelenlerin göçerliÄŸi hâlâ bitmedi, bu gidiÅŸle biteceÄŸe de benzemiyor. Åžimdilik göçerliÄŸimiz devam ediyor. Buralarda yaÅŸamak zorludur. Memleketimizi bir dolaşın, yakın zamana kadar bizim ilçeye baÄŸlı Bayat’ta falan hala eÅŸek koÅŸan insanları görürsünüz. Ne ekmeden biçilen denizi, ne de uzaklardan gelen, mal alıp satan tâcirleri vardır buraların.
Denedik, denemedik mi sanki. Dedelerimiz binyıllardan aşıp geldikleri develerle istiklal savaşı öncesine kadar tüccarlık, taşımacılık iÅŸlerini de denedi. Buralardan Salihli’nin baÄŸlarına çapacı, İzmir’e falan hamal da gönderdik. Sadece davarcılık yetmez oldu zaman içinde. En azından herkes davar besleyecek güce sahip olmadı. Bir yokluk yapışmış yakamıza bir türlü yivelemedik. Yivelemedikçe de göçer kaldık iÅŸte.Ama bir iÅŸin ucundan tutunca da sonuna kadar bırakmadık,en iyisini yapasıya kadar çalışıp çabaladık.
Her EmirdaÄŸlının alın çizgilerinde, binlerce yıllık bir yol haritası vardır, ÅŸimdi kendisi bilmese de. Uzak Asya’dan çıkıp buraya gelmemiz öyle bir haftalık bir yolculuk deÄŸil, yüzyılları aÅŸan bir maceradır.
Buralara ,bu bozkırlara binyılları aÅŸa aÅŸa geldik.Yerin yedi kat altından bülgüyüp EmirdaÄŸlarının yamaçlarından ÅŸakıyan pınar sularına ,geldiÄŸi derin yolculukta,geçtiÄŸi katmanların tadı karışır da iÅŸte o yüzden ab-ı hayat kesilir.Bizim binyıllar gerisinden baÅŸlayan yolculuÄŸumuzda da denklerimizin,kervanlarımızın alabileceÄŸinden fazla güzellik topladık,çektiÄŸimiz çilelere karşılık olarak.Bundandır iÅŸte bizim türkülerimiz;yaylalarımız,kilimlerimiz gibi güzel ve renk deryasıdır.
Hepinizin bildiÄŸi Anadoluda kullanılan “maval okumak” deyimi “deyim olarak, arapların, osmanlıdan kopuÅŸları sırasındaki tavırlarıyla yarattıkları acı ve buruk anılarının dilimize yerleÅŸmiÅŸ ifadesidir. Bu örnek oldukça çoÄŸaltılabilir..İnternetin video arama sitelerinde “mawal” biçiminde ararsanız görürsünüz.Demek istediÄŸim Anadolu’nun sesinde insanlığın sesi vardır.Bizim buralarda düÄŸün gecesi “hadi artık dağılalım ,evlerimize gidelim “ anlamında çalınan söylenen bir Cezayir türküsü vardır.Bu dağılıp eve dönme havası aslında 1516 ‘da İspanyollardan alınıp ,1828 ‘de baÅŸlayan Fransızlarla savaÅŸta kaybedildiÄŸinde binlerce Anadolulu gencin orada kırılması ve Cezayir’i bırakıp gelmesinin ağıdıdır.Åžimdi kimse bilmez o ağıdın nerden geldiÄŸini ama hala söylenir durur düÄŸünlerde ,evlere dağılma havası olarak.
Cezayir’dir Goç YiÄŸidin Vatanı
Aramazlar Gurbet İlde Yiteni
Gurbet Åžehrin Dikeni
AÄŸla Annem Ayrılığın Günüdür
Gider Oldum Yarenlerim Darıldı
Gitme Deyi Yâr Boynuma Sarıldı
Bizim Kısmet Yad Ellere Verildi
Kısmetimi Veren Hüda Kerimdir
(Anadolu’nun her yerinde söylenen türkünün buradaki sözleri , Çankırı varyantından alınmıştır)
Haliyle EmirdaÄŸ’ı anlatmak bütün Anadolu’yu ve onun kilimler kadar renkli ,sevdalı,güleç ve hüzünlü öyküsünü anlatmaktan baÅŸkası deÄŸildir.
(Karacalar Köyü’nden Kepazenin Nuri adıyla bilinen rahmetli Nuri İn’e ait çok eski bir ses kasedinde ÅŸöyle bir dörtlük vardır
“Ben de geder oldum el başıma derildi
“Ulen getme!” deyin yar boynuma sarıldı
Bize de gısmet gurbet elden verildi
Beri gel yörü gel al yazmalım da suna boylum”)
Hititli yurttaÅŸlarımızın evlerini bilimsel kaynaklardan incelediÄŸimizde , gördüm ki antik çaÄŸ yerleÅŸimlerinde de binyıllarca ,aha bizim iki göz bir sofa toprak evlerde yaÅŸanmıştı.Bizim buralarda dokunduÄŸumuz her taÅŸa onlar da dokunmuÅŸtu.Kara taÅŸlara gül nakÅŸeden insanlar yaÅŸamıştı buralarda.Biz de gelip,binyılların uzunluÄŸundan obamızı kurduk, türküler, sevdalar,yeÅŸerttik.Aynı topraÄŸa kendimizi de kattık.
Her EmirdaÄŸlının alın çizgilerinde, binlerce yıllık bir yol haritası vardır, ÅŸimdi kendisi bilmese de. Uzak Asya’dan çıkıp buraya gelmemiz öyle bir haftalık bir yolculuk deÄŸil, yüzyılları aÅŸan bir maceradır, dedim.
Alnına gurbet çizilmiÅŸse nereye varsan yabancısın. Alnına yolculuklar çizilmiÅŸse nereye varsan biraz da oralısın.Varıp tünek çattığı yerle kaynaÅŸmak karışmak yoÄŸrulmak,oraya katkı sunmak hem zenginleÅŸmek,hem zenginletmektir.YaÅŸadığımız bu zamanlarda, bu yabancılık duygusunu Avrupa’daki insanlarımız çok iyi bilir. AÄŸacın, kuÅŸun, dilin, diÅŸin, evin, damın, dağın ,taşın insana yabancı olması zalim bir duygudur. İnsanın her ÅŸeyi atıp dönesi gelir. En basit bir derdini anlatamazsın. Hatta anlatamadıkça da gülünç bir duruma düÅŸtüÄŸünü düÅŸünüp, ezilirsin. Bunun adına gurbet diyorlar. Binlerce kilometre ötedeki kendini boÅŸlukta dayanaksız hissetme duygusunu ancak yaÅŸayanlar bilir. Gurbet ÅŸifasız bir çaresizliktir. OtaÄŸları söküp, topakevleri kaldırıp yerine kerpiç evler kuranlar,o evleri öylesine yan yana yaptılar ki,birbirine dayanıp destek olmanın bir baÅŸka ifadesi oldu bu.Yüzyıllarca böyle yaÅŸadık.Dilini diÅŸini bilmediÄŸimiz uzak ellerde de birbirine omuz vererek baÅŸladı her ÅŸey.Sen, ben ,bizim oÄŸlan birlikte olduk mu,gerisi kolay;insan cehenneme bile gözünü kırpmadan gider.Çanakkale’den balkanlara kadar kaç EmirdaÄŸ uÅŸağı aha böyle gitmiÅŸ ve oralarda hala koyun koyuna yatmaktadır hasılı.
EmirdaÄŸlının bir özelliÄŸi var.
Nereye gitmiÅŸse EmirdaÄŸ’ı da yanına alıp götürmesi...
Asya’nın uzaklarından yüklediÄŸimiz göç de devam ediyor, göçer ruhumuz da dim dik ayakta. OÄŸuzun kaderi göçmektir belli. Ama bu kıraç yeri çok sevdik; yani EmirdaÄŸ’ı. DaÄŸların her koyağını türkülerle ÅŸenlendirdik, kaval sesleriyle çiçeklendirdik yaylaları. Bizimle” Emirdağı birbirine ulandı. “Burayı kendimizle özdeÅŸ kıldık.”Zalım poyraz gıcım gıcım gıcıladı” biz ona dayandık da “yürekten bitmeyen goygun acılar” avaz avaz türkümüz oldu. Goygun acıları her daim eksik etmedi hayat heybemizden. Heybemize hasretliÄŸi yükledik her daim düÅŸtük yollara. Belçika’da Hollanda’da Fransa”da indirdik heybemizi,dengimizi çözdük. Yükümüz açılıp yayılınca içinden EmirdaÄŸ çıktı...
EmirdaÄŸlı nere giderse gitsin EmirdaÄŸ’ı da götürür.
Bu sözlerim tevatür deÄŸil... Dünyanın öte ucuna gitsen de, buranın çocuÄŸuysan, hemÅŸerini duruÅŸundan tanırsın, yürüyüÅŸünden tanırsın, hal ve hareketlerinden tanırsın, konuÅŸmadan tanırsın. KonuÅŸmasını duysan yüzde yüz tanırsın. Karadenizli yurttaÅŸlarımızı dilinden herkes tanır. Kıyaslamak gibi olmasın ama ,bizimki dili olmasa da bellidir. Tanıyamıyorsan, kendini tanı.
EmirdaÄŸlılar EmirdaÄŸ’ın kilimine benzer demiÅŸtim. Birbirine oradaki iplikler, renkler, desenler, motifler gibi karışıp, güzel bir görüntü oluÅŸturmuÅŸtur. Kendini bilmeyen, adam kıymatı bilmeyen ,kendini bu kilimden saymasın.
Gurbetçinin omzunda da iÅŸte o bin bir renkli heybe vardır. İçinde ise EmirdaÄŸ...
DeÄŸilse o hemÅŸerimiz :”EmirdaÄŸ mı böyük, Türkiye mi “ dedirtir miydi, yaban memleketin insanına. Çine bile gitse “nerelisin” diyene, sanki Gareser (Afyonkarahisar) bazarında birine cevap verir gibi, “EmirdaÄŸlıyım” demek, EmirdaÄŸlıya özgüdür.
Bütün Cephelerde savaÅŸmış, sırtını dönüp kaçmamıştır.
Åžimdilerde bizimkiler Belçika’ya falan yönetici yetiÅŸtiriyor. Demek ki var bir bildiÄŸi Belçikalıların, bizim buradan giden çarıklıların çocuklarını alıp kendilerine yönetici yapıyorlarsa. Åžöyle de söylenebilir; bizim uÅŸak oralarda zekâsını, aklını gösterdi, çalıştı çabaladı, zengin oldu, iÅŸ adamı oldu, hatta yönetici oldu. helal olsun...
Burada kalanlar ne mi oldu?
Bir kısmımız EskiÅŸehir’e gittik,orada da türkümüzle,gelenek göreneÄŸimizle, adamlığımızla,bilgimiz becerimizle adımızı duyurduk.Duyururken de ayrıksı ayrıksı durmadık,katıldık,bir ucundan da biz tuttuk;”ha gayret “ dedik.Katkı sunduk geliÅŸmeye büyümeye.Ayrılık gayrılık bilmeyiz nereye gitsek hasılı.Bir adım gelene üç deÄŸil beÅŸ adım varırız.EskiÅŸehir bunun en iyi örneklerinden biridir.
Ben bu yazıda EmirdaÄŸ’ı ,EmirdaÄŸ insanını anlattım,sen de bi güzel okudun ,beÄŸendin öyle mi..Yanıldın .Ben burada Anadolu insanını anlattım,anlatmaya çalıştım.Ha ben EmirdaÄŸ dedim sen var Çankırı anla,Sivas’ın Zara’sını anla,KırÅŸehir’in Kaman’ını anla ,hiç fark etmiyor..Dedim ya , HepiciÄŸimiz akrabayız, kurcalarsak mutlaka bir ucumuz baÄŸlanır birbirine. Sanki EmirdaÄŸ kiliminin üzerinde uzanan birer kök boyalı yün ip gibidir soylarımız. Bizim en güzel yanımız bu kimliÄŸimizdir. Haliyle EmirdaÄŸ’ı anlatmak bütün Anadolu’yu ve onun kilimler kadar renkli ,sevdalı,güleç ve hüzünlü öyküsünü anlatmaktan baÅŸkası deÄŸildir.
Türküler, ağıtlar yurdudur bizim topraklar.Söylenir ki vakti zamanında ,türkü yakmayana gönül düÅŸürmezmiÅŸ EmirdaÄŸ’ın kızları.EmirdaÄŸ derken ,cem i cümle EmirdaÄŸlıdan bahsediyoruz,bütün köyleri yerleÅŸimleri bu dediÄŸim gibi…Zaman devrilip,derildikçe, deÄŸiÅŸim de kaçınılmaz oluyor..Göçler gidenler gelenler bir yana ,televizyon radyo teyp,internet daha hızlı bir kültürel iletiÅŸim ve katışmayı da beraberinde getiriyor.Zaman deÄŸiÅŸtikçe baÅŸlık parası icat oluyor,insanlar deÄŸiÅŸiyor,çıkarlar hesaplar öne çıkıyor.Ama aÄŸacın kökü aynı kök;dallar her yere dağılır uzarken haliyle.
Ben bu toprakları anlatmakla bitiremem.BaÅŸkaları da bitiremez..Bitmez tükenmez,yaÅŸayan ve her an yenilenen bir destandır Anadolu. Anlatmaya söz aciz kalır.
Sevdiğine varamamanın ,sevdiğini alamamanın acısı da kilimlerimize nakşolmuş kadınlarımızın gizli dilidir.Bu toprakların destanını da en iyi onlar anlatır..
Önde düÄŸün kalabalığı,herkes gülüp eÄŸleniyor.Bir dut aÄŸacı var orada..kalabalığın içinde bir kadın var ki,yarine baramamış.Belki gelin gidecek olan kız da istemediÄŸi birine varıyor,orasını bilmiyoruz.Åžimdi bu kadın nasıl bir dörtlük söylesin ki,içindeki saklı yarayı da dörtlüÄŸe saklayıversin.Åžöyle diyor:
Dut ağacı donuk donuk duruyo
Yaprağının biri soluk duruyo
Bir güzeli bir kötüye vermiÅŸler
Gözünün yaşını silip duruyo
İşte bu kadar.Dut aÄŸacının yaprakları oradaki kalabalıktan baÅŸkası deÄŸil.Tabii ki,solgun solgun duran o tek yaprak,sevdiÄŸine varamamış,bu dörtlüÄŸü yürek acısı olarak dışa vuran ,yakan kadından baÅŸkası deÄŸil..
Ben burada EmirdaÄŸ’ı anlattım.Hayır hayır,siz EmirdaÄŸ sözcüÄŸü geçen yerlere bir baÅŸka ili,ilçeyi,köyü koyun,fark etmez.EmirdaÄŸlı biraz da Haymanalı’dır,Gürünlü’dür,Salihlili’dir,Banaz’lıdır,Urfalı’dır,Dörtyol’ludur,Åžebinkarahisarlı’dır,Çankırılı’dır,Bigalı’dır.Tepeden tırnaÄŸa kadar Anadoluludur…



